MUTLULUK BALONU

Bugün sizlerle; günümüzde neredeyse hepimizin biraz da abartarak peşinden koştuğu; var gücümüzle ulaşmak için kovaladığımız ‘mutluluk duygusu’ hakkında klişelerden uzak bir içerik paylaşma niyetindeyim. Öncelikle mutluluk ve diğer duyguların ortak  birkaç özelliğine değineceğim.

Genelde istediklerimize ulaştığımızda ve hayallerimizi gerçeğe dönüştürdüğümüzde mutlu oluruz. Mutlu olmak

 önemli; sanırım istinasız hepimiz hedeflerimize ulaşmayı, dileklerimizi yerine getirmeyi, başarılı olmayı ve neticesinde mutlu olmayı isteriz. Buraya kadar sorun yok. Acı haber mutluluğun da diğer bütün duygular gibi gelip geçici olması. Dilediklerimiz gerçek olduğunda kendimizi bir süreliğine mutlu hissederiz ancak; olumlu ya da olumsuz hiçbir duygu yok ki sonsuza kadar aynı seviyede devam etsin. Mutululuk da dahil tüm duygular dalgalanma eğilimindedir; giderek büyür, pik yapar ve sonra da söner. Hedeflere ulaşmamız ve geçici de olsa mutluluk hissini yakalamamız iyi senaryo, bir de madalyonun diğer yüzü var. Şöyle ki; her zaman isteklerimizin yerine gelmesi ve hedeflerimize ulaşmak ne yazık ki pek mümkün değildir. Nihayetinde geçici de olsa razıyız ama mutluluk hissini yakalamak da her defasında mümkün olmamaktadır. Yani bu geçici olan ve her zaman ulaşması mümkün olmayan ‘mutluluk duygusunu’ kovalayarak birçoğumuz başımızı daha da belaya sokmaktayız. Nasıl mı başımız daha da belaya giriyor?

Mutluluk biraz dünyanın sonsuz nimetlerinden nasiplenebilmekle ilgili olduğundan; mutluluk kovalama serüveni genelde dünyadan hep daha fazlasını alabilmemiz içeriklidir. Çünkü mutluluk doğrultusunda yürürken ulaştığımız her hedeften sonra geçiçi bir iyi hissetme hali yaşarız ama bu duygu kısa sürede kendini bir boşluk hissine bırakır. Ve sonrası malum… Aynı iyi duyguyu yaşamak için tekrar daha fazlasının peşine düşme serüveni… Daha fazla başarı elde et, daha fazla şöhret elde et, daha fazla para elde et, daha güzel arabalara sahip ol, daha çok mal elde et, daha prestijli kıyafetler giy, daha güzel şehirlerde yaşa, daha çok şehir ve ülke gör, daha çok anı biriktir… Bunların hiçbiri kategorik olarak kötü değil; ancak nihai hedefin sürekli bir mutluluk hissi ve bu doğrultuda; hep daha fazlasını almak olması tehlikeli görünüyor. Sonuç olarak; işler rast giderse dahi kısa vadede elde edilen küçük mutlulukların yanında; uzun vadede mutlak mutsuzluk hali kaçınılmaz görünüyor. Çünkü insan enerjisi ve vakti sınırlıdır. Sınırlı enerjimizi ve zamanımızı hakkından fazla şekilde mutluluk kovalama sürecinde tükettiğimizde; hayatımıza anlam katan değer alanlarına aktaracak gücümüz ve zamanımız azalacaktır. Örneğin mutluluk kovalaraken ihmal edilmiş bir anne evlat ilişkisi…

Böyle baktığımızda; mutluluk hedefi yerine daha kalıcı, daha doyurucu, daha derinden gelen başka bir hissediş şekli önereceğim. Huzur… Ben huzurun daha önemli olduğunu savunanlardanım. ‘Huzurlu olmayı’ daha derin bir iyilik hali ya da kendi içimizde geliştirip, besleyebildiğimiz, dışarıda olup bitenlerden bağımsız bir duygusal hal olarak tarifleyebiliriz. Hem de size iyi bir haberim var; huzurlu olmak için ihtiyacımız olan kaynaklara kendi içimizde sahibiz. Huzurlu olmayı ön plana çıkardığımızda; hedeflerimizden, hayallerimizden vazgeçmeyi kastetmiyorum; sadece bundan sonra hedeflerimizi hayatımızdaki anlamı, manayı artııracak şekilde belirlemeyi kastediyorum. Huzuru ön plana çıkardığımızda; büyük acıların, sorunların, korkuların ve kayıpların içinde de olsak, tüm bu zorluklarla beraber hayatımızda içsel bir dinginlik, sakinlik hali ve anlam mümkün olacaktır. Peki iç huzurumuzu nasıl geliştirip besleyeceğiz?

Burada aslında hepimizin özümüzde sahip olduğumuz, önemsediğimiz, hayatımıza mana ve anlam katan değerlerimizden bahsetmek istiyorum. Değerleri; bu hayatı yaşarken ve çevremizle ilişki kurarken temsil etmek istediğimiz nitelikler; şeklinde de tarifleyebiliriz. Adaletli olmak, ahlaklı olmak, sevgi dolu olmak, yardımsever olmak, samimi, içten olmak, saygılı olmak, onurlu ve gururlu olmak değerlerimizden bazılarıdır. Kişiden kişiye değişmekle birlikte yukarıda saydıklarım bir çırpıda sayabildiğim bazı değerler. Dikkatinizi çekmek isterim; yukarıda saydığımız değerlerin hepsi; ilişki kurduğumuz dünyaya daha fazlasını verebilmek üzerine. Ailemize, eşimize, komşumuza, mesleğimize, patronumuza, çalışma arkadaşımıza ya da ilgilendiğimiz spor dalına…

Hedeflerimizi mutluluk odaklı değil de; değer odaklı koyduğumuz da hayatımızın manası, anlamı ve huzuru artacaktır. Huzur ve mana davranışlarımızı daha kalıcı olarak ve sürekli motive edecektir. Mutluluk ve mutluluk ilişkili hedefler ulaşılıncaya kadar ya da ulaşma ihtimali olduğu sürece motive edicidir. Bu tarz hedefler ulaştığımızda ya da ulaşamayacağımızı anladığımızda tüm motive edici gücünü kaybeder. Farklı olarak; değer odaklı davranmak ise bize her zaman yol gösterir. Hedefimize ulaştık ya da ulaşamadık; herbir aşamada değerlerimize uygun davranmak ölene kadar mümkündür. Bu sebeple de huzurlu ve anlamlı bir hayat yaşamak şartlar ne olursa olsun hep bizim elimizde olacaktır. Ayrıca dolu dolu ve anlamlı bir hayat yaşamayı önemsediğimizde; başkalarının hayatlarına daha fazla dokunmamız da mümkün olacaktır. Bu sayede mevcut ömrümüze birden fazla ömür sığdırma şansı da pastanın üzerindeki krema olacaktır.

Umarım bu yazımın; modern dünyada suni bir şekilde ve bilinçli olarak şişirilmiş mutluluk balonunun havasının söndürülebilmesine bir miktar katkısı olur. Yazımı bir atasözünü anlattıklarım doğrultusunda değiştirerek bitirmek isterim. ‘Kılavuzu mutululuk olanın burnu boktan kurtulmazmış’.
.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s