Soru ve Cevaplarla Panik Bozukluk

1) Panik Bozukluğu nedir?

‘Panik Atağı’ çarpıntı, terleme, titreme, boğulma ya da nefes alamama hissi, göğüste ağrı veya sıkışma, bulantı, karın ağrısı, baş dönmesi, dengesizlik gibi bedensel hislerin yoğun şekilde yaşandığı; beraberinde öleceğim, delireceğim ya da kontrolümü kaybedeceğim düşünceleri ile beraber yoğun korkuunun eşlik ettiği bir süreçtir.

2) Panik atak ne kadar sürer?

Atak aniden başlar, dakikalar içerisinde doruk noktasına ulaşır. Panik ataklar genelde yaklaşık 15-20 dakikadır. Ancak bazen yalnızca 1-2 dk bazen de 1 saatten uzun sürebilir. Genelde panik ataklar beklenmedik anlarda başlar. Uykuda da görülebilir. Panik ataklarla seyreden bu sürece beraberinde günlük hayatta yaşanan aksamalar da eklendiğine ‘Panik Bozukluk’ hastalığı söz konusudur diyebiliriz.

3) Belirtiler nasıl ortaya çıkar?

 Genelde panik bozukluk hastalarının bedenleri üzerine artmış bir dikkatleri vardır ve bu doğrultu da vücutlarındaki yolunda gitmeyen ufak bir değişikliği hemen fark etme eğilimleri vardır. Örneğin kalplerinde ani bir çarpıntı olsa bunu hemen fark ederler. Bu ufak, genelde hepimizde dönem dönem olabilecek çarpıntı panik bozukluk hastalarında bir dizi psikolojik sürecin fitilini yakar. Beraberinde fark edilen çarpıntı şikayetine ‘acaba vücudumda yolunda gitmeyen birşeyler mi oluyor’ düşüncesi eşlik eder ve dikkat daha da bedene yönelir ve bir miktar korku ve kaygı da oluşmaya başlar. Korku duygusu kalp atışlarını bir miktar daha arttırır. Kalp atışlarının biraz daha artması ‘bedenimde yolunda gitmeyen birşeyler var’ düşüncesini daha da kuvvetlendirir ve korku daha da artar. Korkunun düzeyi arttıkça bedenimizde bir dizi başka değişikliklerde eşlik eder. Aynı gecenin bir vakti hırçın, bize hırlayan bir köpekle karşılaştığımızda yaşadığıklarımız gibi… Böylesi bir durumda vücudumuzda ‘adrenalin’ denen hormonun ani ve şiddetli salgılanması olur.

4) Ne yapar adrenalin hormonu?

 Böylesi bir durumda vücudumuzda bizim ‘kaç ya da savaş’ diye adlandırdığımız bir dizi değişiklikler olur. Yani bu değişiklikler bizi bu hırçın köpekten kaçmaya hazırlar. Nasıl mı hazırlar? Kaçabilmek için kaslar gerilir. Kasların o anda artmış oksijen ihtiyacını karşılayabilmek için nefes alıp verişimiz hızlanır. Kaslardaki oksijen ve enerji ihtiyacı artacağından kalbin daha fazla kan pompalaması gerekecektir ve kalp hızımız artacaktır. Kan ihtiyacı daha çok kaslarda olduğundan ihtiyaç olmayan yerlere daha az kan gidecektir ve cildimiz solacak ve renksizleşecektir. Bilirsiniz korktuğumuzda ‘betin benzin attı’ ya da ‘kireç gibi oldun’ derler. Bağırsaklardaki kan da azalacağından sindirim sistemi yavaşlar ve bu sistemle ilişkili tükrük bezleri daha az çalışır. Bu doğrultuda ağzımız kuruyacaktır. Bu kadar enerji tüketimi artmış vücudumuzda soğuk bir terleme de eşlik eder.

5) Bütün bunlar kişiyi nasıl etkiler?

 Zaten başta söylediğimiz gibi ‘Panik Bozukluk’ hastalarımızın bedenlerindeki değişikliklere yönelik artmış dikkatleri vardır ve bu saydığımız bedensel değişikliklerin hepsi hastalarımız tarafında oldukça dramatik ve feci şekilde yorumlanır. Bu değişikliklerin her biri mevcut korkuyu arttıracak felaket yönünde yorumlara sebep olacaktır. Öyle ki kişi bir süre sonra ‘kalp krizi’ geçirdiğine ya da ‘boğulduğuna’ inanmaya başlar. Ve neticede doğal olarak korku doruk noktaya ulaşır. Hafif bir şekilde başlayan şikayetler giderek artarak, 10-15 dk içinde zirve yapar ve sonrasında giderek azalır.

6) Tüm bunlar olurken kişi ne yapar?

 Hırçın bir köpek örneği vermiştik. Köpekle karşılaştığımızda ve yoğun korku yaşadığımızda bu durumu bertaraf etmek için hızla bir reaksiyon veririz ve fırsat varsa kaçarak bu sorunu daha büyümeden çözmek isteriz. Aslında ‘Panik Bozukluk’ hastalarımızda da benzer bir durum söz konusu. Bu durumda hastalarımız da bu sorunu yani bedenlerinde ve zihinlerindeki kopan bu fırtınayı hızla sonlandırmak için çeşitli yollara başvururlar. Bunlar arasında;

En sık gördüklerimizin başında; hastanelerin acil servislerine kalp krizi şüphesi ile başvurmak. Bir yakınına hemen haber vermek. Panik atak geçiren hastalarımız bir şekilde, aslında çok da sakıncalı oduğunu bildiğimiz sakinleştirici özellikleri olan yeşil reçete ilaçlara ulaşmış oluyorlar ve atak anında bu ilçların sakinleştirici etkisinden yararlanıyorlar. Duşa girmek, evin içinde sağa sola dolaşmak, dikkat dağıtma amaçlı TV izlemek ya da internette, telefonda oyun oynama, başka şeyler düşünerek atakla ilgilenmemeye çalışmak, balkona, cama, dışarı çıkıp hava almak atak sırasında bir miktar rahatlama sağlamaya yarayan sık gördüğümüz diğer davranışlar. Bir de ‘panik bozukluk’ hastalarımız atak geçirmedikleri anlarda da sürekli tekrar atak geçirmekle ilgili korku ve endişe içerisindedirler. Ya tekrar atak gelirse, ya olmadık bir anda atak gelirse ve çaresiz kalırsam, ya atak yalnızken gelirse ve yardım edecek kimse olmazsa şeklindeki endişe verici düşünceler içerisinde olduklarını görüyoruz. Ve bu kadar endişe içerisindeki hastalarımız normal olarak kendilerini sağlama alma eğiliminde oluyorlar.

Bunlar; Genelde yanında bir yakını olmadan evden çıkmamak. Evde yalnız kalmamak. Otobüs, dolmuş gibi toplu taşıma araçlarını kullnmamak. Genelde gidilecek yere yürüyerek ya da taksiyle gitmek. Hemen çıkış imkanı olmayan kalabalık; pazar, sinema, konser alanı gibi yerlerden uzak durmak. Kalp krizi ihtimalinden ötürü sık sık kardiyoloji, dahiliye gibi psikiyatri dışı branşlara başvurmak. Sık hastane başvurusu sebebiyle tekrar tekrar tahlil ve tetkiklere maruz kalmak. Hemen yardım alabilmek için hastane acil servislerine yakın yerlerde bulunmak gibi birçok ataktan ve olası felaket senaryolarından korunma amaçlı davranış görürüz.

7) Bu davranışların faydası oluyor mu?

Kişiler bu davranışların hiçbirini boşuna yapmıyorlar. Genelde bu davranışların neticesinde mükafatını alıyorlar; çünkü genelde bu davranışların birçoğunun ilk etapta korkuyu azaltma hatta atağı ve korkuyu sonlandırma etkisi oluyor. İkinci sırada saydığımız davranışlarda genelde kişiyi olası atakla ilgili endişelerini bir miktar olsun azaltır. Ayrıca sağlıklarına dikkat etmek amaçlı sigarayı bırakma da bu hastalarda sık gördüğümüz bir durum ve belki olası faydalar arasında sayabiliriz. Kişi yalnız kalmak istemediği için ilk etapta panik atakların katkısıyla aile fertlerini bir miktar yakınlaştırdığını da söyleyebiliriz.

8) Bu davranışların bedeli var mı?

Kısa vadede sağlanan rahatlama hissi ne yazık ki kalıcı olmuyor ve bir süre sonra atak tekrar eskisinden daha şiddetli ve daha sık olarak geri dönüyor. Yani bu rahatlama davranışları genelde sorunu ötelemek dışında pek bir işe yaramıyor; aksine daha da mevcut sorunu ağırlaştırıyor. Düşünsenize ataklardan korunmak için yanınızda devamlı güvenebileceğiniz biriyle gezmeniz gerekiyor. Toplu taşıma araçlarına binemiyorsunuz. Evde yalnız kalamıyorsunuz. Pazara, markete yalnız gidemiyorsunuz. Bütün bunların bir miktar koruyucu yanı da olsa diğer yandan hayatı çok zorlaştırdığı da bir gerçek.

Neticede bu kadar kendini korumaya alan kişinin hayatı giderek kısıtlanmaya ve yaşam alanı git gide daralmaya başlıyor. Toplu taşıma araçlarına binemeyen, yanında sürekli biri olsun isteyen ‘Panik Bozukluk’ hastalarımızın bir süre kişinin çalışma hayatı ya da öğrenciyse okul hayatı bu durumdan olumsuz etkilenmeye başlıyor. Ve giderek bu kişilerin giderek işten, okuldan kaytarma ihtimali artıyor. Pazar gidemeyen, markete gidemeyen bir anne bir süre sonra giderek evin ihtiyaçlarını karşılayamaz hale geliyor ve panik atakları olan annenin evle ilgili sorumlulukları giderek daha da aksıyor. Aynı anne özgürce çocuklarıyla parka bahçeye gidemiyor ve çocuklarıyla geçireceği hoş vakitlerin miktarı giderek azalıyor. Sosyal hayat giderek kısıtlanıyor. Nabzı yükselten aktiviteler panik atağı tetikleyebildiği için spor yapmaktan kaçınılıyor.

Ve tüm bunlarla beraber zaten panik atakları ilgili dertli olan hastamızın, mevcut dertlerinin üzerine iyi bir anne, iyi bir çalışan, iyi bir öğrenci olamamak ya da doyurucu sosyal ilişkiler yaşayamamak, sağlıklı yaşamanın gerekliliklerini yerine getirememek gibi dertler ekleniyor ve kişinin dertleri katlanarak artıyor. Kişi yine giderek derinleşen bir kısır döngünün içine giriyor.

9)Peki panik ataklar geçiren kişilere neler önerirsiniz?

 Öncelikle içinde bulunulan durumla ilgili bir saptama önemlidir. Hastanın panik atakları önlemek adına bulduğu ve uyguladığı yukarıda saydığımız mevcut stratejileri panik atakları önlemekte yetersiz kaldığı gibi hatta panik atakların sıklığını ve şiddetini giderek arttırdığını görmekteyiz. Ayrıca bulunan çözümler panik atakları arttırmanın yanında kişinin başına her geçen gün dilediğince bir hayat yaşayamamaya bağlı yeni dertler açmaktadır. Anlaşılan mevcut taktikler çökmüştür. Bu yaşanan durumu Einstein’ın bir lafı güzel özetler: ‘Delilik aynı davranışlar yaparak farklı sonuçlar beklemektir’. Panik atak geçiren hastalarımız da bize tedaviye gelene kadar aynı amaca hizmet eden benzer davranışları yapmaktadır ve kaçınılmaz olarak hep aynı sonucu almaktadır. Demek ki artık farklı birşeyler yapmanın zamanı gelmiştir. Mesela bugüne kadar sağlık endişelerinden ötürü fiziksel hastalıklarla ilgili branşlara giden hastalarımızın artık psikiyatri polikliniğine başvurması küçük gibi görünen önemli bir davranış değişikliğidir ve tekrar dilediğince bir hayat yaşamak adına atılacak önemli bir adımdır. Sonrasında bugüne kadar panik ataklarda yaşanan korku doğrutusunda yapılan davranışlar işe yaramamıştır ve daha da panik atakların değirmenine su taşımak yönünde etki etmiştir. Demek ki korkuyu dinlemek ve o doğrultuda yaşamak işe yaramıyor. Farklı bir sonuç almak için bir davranış değişikliği zaruri görünmektedir. Bu noktada kişinin panik ataklar öncesi hayatından kopya çekmek bize faydalı olacaktır. Örneğin giderek azalan sosyal hayatımızı tekrar zenginletirmek ya da annelik sorumluluklarımızı tekrar hatırlamak, bir çalışan olarak iş perfomansımızı tekrar arttırmak, hobilerimize, iyi vakit geçirmek için yaptığımız aktivitelere tekrar dönmek, daha sağlıklı olmak için yaptığımız spotif aktiviteleri yerine getirmek gibi boşalan hayatımızın içini ona anlam katacak şekilde değer alanlarımız ve dilediğimiz hayat doğrultusunda tekrar doldurabiliriz.

10) Korkularım bunu yapmama izin vermiyor dediğinizi duyar gibiyim? Nasıl olacak bütün bunlar?

Panik atakla ilişkili endişe verici düşünceler, bu düşüncelerle ilişkili fiziksel şikayetler ve korku, kaygı hissi ile yaşamak terapi sırasında danışanlarımıza öğrettiğimiz becerilerdir.