Soru ve Cevaplarla Depresyon

1) Depresyon nedir?

Ruh sağlığı profesyonellerinin yararlandığı tanı kitabındaki kriterlere göre depresyon; moral bozukluğu, hayattan zevk almama (ilgi, istek kaybı), uyuyamama ya da aşırı uyuma, iştahda azalma ya da artma, dikkat toplamada güçlük- unutkanlık, değersizlik-kararsızlık-suçluluk hisleri, halsizlik-yorgunluk, günlük aktivelerde azalma, ölüm ve intihar düşünceleri gibi şikayetlerden bir kısmının ya da tamamının en az 2 hafta süreyle, hergün sürekli ve günün büyük bölümünde bulunması durumudur. Ancak sadece bu şikayetlerin olması yetmez beraberinde kişinin kendine bakımında, sosyal ilişkilerinde ve iş/okul/ev işlerinde belirgin bir bozulmanın gözlenmesi gerekir. Bu kriterlerin sağlanması durumuna depresyon hastalığı denilmektedir.Bu kapsamlı haliyle depresyon hastalığı günlük hayatın rutininde gerçekleşen kısa süreli moral bozukluğundan daha öte bir durumdur.

2) Depresyon kimlerde görülür?

Depresyon psikiyatrik hastalıklar arasında en sık görülenlerden biridir. Toplumda her 4 kadından 1’i; her 10 erkekten 1’i hayatının bir döneminde depresyon geçirir. Kadınlarda daha sık görülmesi dikkat çekicidir. Kadınların psikolojik özelliklerinin farklı olması(daha sonra üzerinde durabiliriz- bir miktar açmamız ilgi çekici olacaktır), toplumdaki konumları, günlük sorumlulukların ve kendilerinden beklentilerin çok daha fazla olması, hormonal(adet-döngü kaynaklı, hamilelik ve sonrası dönem, menapoza) değişikliklerin sık olması ve psikiyatrik yardım almaya kadınların daha açık olması bu durumu açıklayan etmenlerden bazılarıdır. Ve tabi kadınların yaşadığı depresyon ilişkili şikayetlerin genelde merkezinde yer alan erkeklerin doğası gereği psikiyatrik yardım talep etmemesi ve uyum bozucu davranışlarının devam etmesi neticesinde aileler içerisindeki kriz genelde kadınlar ve çocuklar üzerinden patlak vermektedir.

3) Depresyonun nedenleri nelerdir?

Depresyonu ortaya çıkısında tek bir neden yoktur. Biyolojik, psikolojik ve sosyal faktörler depresyon dediğimiz klinik tablonun oluşmasında bir arada rol oynar.Depresyonun biyolojik açıklamasında beyin biyokimyasındaki serotonin hormonunun (halk arasında mutluluk hormonu olarak bilinir) azalması bugüne kadar en yaygın kabul görmüş açıklamadır.

4) Depresyonun psikolojik boyutu nasıldır?

Çoğumuzun hayatta bulunmak istediğimiz bir nokta vardır. Bu kariyerimizle ilgili olabilir, çocuğumuzla ilgili olabilir, sağlık ile ilgili olabilir. Bu örnekleri arttırmak mümkündür. Tabi ki bir de içinde bulunduğumuz gerçekler, mevcut bulunduğumuz nokta vardır. Örnek verecek olursak birçoğumuz şefkatli, yakın ilgi gösteren, anlayışlı, sadık, dürüst, yardımsever bir eş hayal ederiz. Ancak bulunduğumuz noktada şiddet uygulayan, belki sadakatsizlik içinde olan, anlayışsız bir eş ile karşı karşıya olabiliriz. Sonuçta hayal ettiklerimiz, olmasını istediklerimiz ile karşı karşıya olduğumuz gerçekler arasındaki mesafe ne kadar açılırsa o kadar kişide bu durum ile ilgili huzursuzluk başlayacaktır. Akabinde takip eden ve birbirini izleyen birçok soru başlar. ‘Allahım niye ben, neden bu benim başıma geldi, neden benim de herkes gibi bir ilişkim yok, neden kocam/karım beni aldatıyor, ben bunu hak edecek ne yaptım, ben ona bir sürü emek haramışken bana bunu nasıl yapar’ vesaire vesaire… Yani sonu gelmeyen cevabı olmayan sonsuz sayıdaki sorular kafamızda dönmeye başlar. Bu durumu bazı hastalarımız ‘kafalarının sürekli dolu olması’ bazı hastalarımız ‘takıntılı olmak’ bazıları ‘çok düşünmek’ şeklinde ifade ederler. Neticede ilk başta çıkış yolu bulmak üzerine olan bu sorular daha sonra içinden çıkılmaz bir hal alır ve başlı başına bir problem olmaya başlar. Kişi gününün bir çoğunu bu şekilde derdini düşünerek geçirir. Genelde bu durumda başımıza gelen bir çıkış yolu bulamadığımız gibi işlerin daha da kötüye gitmesidir. Bu durumu biraz açmak isterim. Mesela hayal edin; bu kadar kafası dertleriyle meşgul biri izlediği diziden ya da okuduğu kitaptan ya da geçmişte severek sohbet ettiği arkadaşından bir keyif alabilir mi? Ya da hayal edin kişi bu kadar dertleriyle meşgulken yaptığı işi layıkınca yapıp, yeterince dikkatini verebilir mi? Ya da hayal edin bu kadar kafası dertleriyle meşgul insan yediği yemekten tat alabilir mi? Ya da insan bu kadar kafası doluyken uyuyabilir mi? Yaptığı işten, aktivitelerinde bu denli tat almıyorken; kişi yeterince ve eskisi gibi aktif olabilir mi? Bu kadar kafası dolu bir kişide unutkanlık olmasına da şaşmamak gerekir herhalde. Bilinen o ki bu kadar düşünüp durmak insanı bir süre sonra yorar da. Ve bu kadar yorgun, halsiz, yaptıklarından zevk almayan ve yaptığı işe konsantre olamayan kişinin; durum böyle devam ettikçe iş hayatı, sosyal hayatı, aile hayatı ve kendine bakımında bir süre sonra bozulmalar başlayacaktır. Herhelde şaşmamak gerekir ki bu kişi bir süre sonra kendini değersiz, işe yaramaz ve suçluluk duygularıyla dolu hissedecektir. Bu durum tedavi edilmeden uzun süre bu şekilde devam ederse kişi içinde bulunduğu bu umutsuz durum ve işlerin giderek kötüye gitmesi ile baş edemeyerek, bir kurtuluş olarak ölümü görebilir ve intihar edilebilir. Kafamızın sürekli dertlerle meşgul olması ile nasıl işlerin sarpa sardığını ve şikayetlerin ardı arkasına çorap söküğü misali eklendiğini faryk ettiniz mi? İşte biz bu oluşan tabloya ya da şikayetler topluluğuna depresyon diyoruz. Bu şikayetlerin bir araya gelmesine verdiğimiz isim depresyondur. Yanlış bir kanı var aslında; bu da; sanki; tüm bu yaşananların sebebi depresyonmuş gibi. Aslında depresyon bu yaşanan şikayetlerin sadece adı; sebebi değil. Sanki yaşanan şikayetlerin sebebi depresyonmuş gibi; yaşananların bizimle hiçbir ilgisi yokmuş gibi sunularak aslında bizleri pasifize ediyorlar. Sanki herşey bizim irademizden bağımsız gibi… Aslında kazın ayağı öyle değil. Depresyon durumuyla karşılaştığımızda yapabileceğimiz, elimizde olan birçok sey var.

5) Depresyon tedavisinde hastalara neler önerirsiniz?

Öncelikle depresyon tedavisinde antidepresan ilaçların rolü çok önemli. Geçen haftaki programımızda özellikle nasıl oluyor da depresyona giriyoruz, depresyona neden olan etmenler neler konuşmuştuk. Özellikle karşı karşıya olduğumuz dertlerle aşırı düzeyde kafamızın meşgul olması ve sürekli dertleri düşünüyor olmak depresyon hastalığını meydan getiren şikayetlerin ana sebebi.

6) Peki bu noktada ilaçlar nasıl etki gösteriyor?

İlaçların ana etkilerinden biri kişide bir miktar vurdumduymazlık yaratması ve bu vesileyle dertlerle gereğinden fazla meşgul olma halini yani hastalarımızın tabiriyle kafaya takmayı azaltıcı yönde etki ediyor olmasıdır. Bu durum kişinin depresyonla ilgili şikayetlerini azaltarak; kişinin hayatı dilediği gibi yaşamasıyla ilgili ona engel olan psikolojik bariyerleri, engelleri bir miktar ortadan kaldırmaktadır. Ayrıca ilaçlarımızın depresyonda sık gördüğümüz yorgunluk şikayeti üzerine de enerjisi arttırıcı özellikleriye önemli bir etkisi olduğunu söylemek de mümkün. Ayrıca sık rastlanan şikayetlerden bir diğeri de uykusuzluktur ve bu durum kişinin günlük hayatını çok zora sıkmaktadır. İlaçlarımızın uykuyu düzenlemek üzerine de önemli etkileri vardır.

7) Hastalarınızda karşılaştığınız ilaç kullanımıyla ilgili ne gibi sorunlar oluyor ve bu konudaki önerileriniz nelerdir?

Bizim ilaçlarımızla ilgili en önemli handikapların başında; tedavi edici etkilerinin yaklaşık 3 hafta sonra başlıyor olması. Bu sebeple hastalarımız ilaçla ilgili işe yaramıyor düşüncesine kapılıp ilaçları bırakma eğiliminde olabiliyor. Ancak bu durumda ilaçtan yarar görebilmek için sabırlı olmak gerekiyor. Ayrıca ne yazık ki ilaçların etkisi hemen başlamadığı gibi ilk birkaç gün ilaca bedenin alışma dönemi yaşanıyor. Bu sırada baş ağrısı, baş dönmesi, bulantı, sersemlik hissi gibi yan etkiler olabiliyor. Bu yan etkiler nadirdir ve kişi ilacı kullanmaya devam ettiği takdirde hızla azalma ve kısa sürede yok olma eğilimindedir. Özellikle bu iki nedenden ötürü bizim ilaçlarımızı kullanırken ilk etapta sabırlı olmak önemlidir. Bunun dışında bazen bir kutu kullanıp tedaviden fayda görsün ya da görmesin kontrollere gelmeyip bir anda ilaçları bırakan hastalarımız var. Şunu özellikle belirtmek isterim antidepresan ilaçlar genelde en az 6 ay kullanılmalıdır. İlaçları ara vermeden kullanmak ve doktorun önerdiği sıklıkta kontrollere gitmek önemlidir.

8) Peki ilaç dışında hastalarınıza önerileriniz olacak mı? Günlük hayatları ile ilgili ne gibi önerileriniz olur?

Depresyon tedavisinde ilaç bizim önemli bir silahımızdır. Ancak ilaç başlı başına herşey demek değildir. Siz hayatınızda hiçbir değişiklik yapmayıp depresyona bağlı şikayetlere teslim olmuş vaziyette yatağınızda yatarak tedavi olmayı beklediğiniz takdirde ilaçlardan göreceğiniz fayda oldukça azalacaktır. ‘Önce benim şikayetlerim geçsin, sonra ben tekrar hayata dönerim’ demek kulağa mantıklı gelmektedir; ancak tedaviyi çok güçleştirmektedir. Operasyon geçirmiş bir ortapedi hastasının önce istirahat edip sonra harekete geçmesi doğrudur; fakat depresyon tedavisinde bu durum tam tersidir. Bu sebeple önce siz tekrar hayata karışmak; hastalık öncesi rutin hayatınıza dönmek konusunda, eskisi gibi iyi bir eş, iyi bir anne, faydalı bir çalışan olmak için efor, çaba göstereceksiniz. İlaç da bu sırada koltuk değneği gibi size yardımcı olacak. Ama siz yürüyeceksiniz ki koltuk değneğinin size faydası olsun. Bir kenarda yatan, oturan adama koltuk değneğinin bir faydası olur mu? İlaç bir destek, bir yardımcı olacak fakat tedavinin merkezinde siz olacaksınız. Tabiki şunu beklemek haksızlık olur. Depresyondaki hastalarımızın bir süredir hayatları kısıtlanmış, aktiviteleri oldukça azalmış oluyor. Bu gibi durumda hemen hayata kaldığınız yerden devam etmek pek mümkün olmayacaktır. Bunu bir örnekle açmak isterim. Düşünün ki bir futbolcu bacağı kırıldı ve yaklaşık 6 ay sahalardan ve spordan uzak kaldı. Bu futbolcunun iyileştikten sonra hemen eski performansını göstermesi beklenebilir mi? Herhalde önce sadece düz koşular yapar. Sonra antrenmanlara katılır. Bir zaman sonra antrenörü onu maçın son dakikalarında oyuna alır. Sonra giderek süresi ve performansı artıp eski günlerine döner. Depresyon hastalarımız için de aynı durum geçerli. Siz de kendinizi; ruhunuz bir sakatlık geçirdi sayabilirsiniz. Bu nedenle hayata katılımınızı yavaş yavaş, küçük küçük arttırabilirsiniz. Uzun zamandır aksattığınız ev temizliğini ilk etapta dört dörtlük yapamayabilirsiniz ancak bu durumda bir odayı bile süpürseniz önemlidir. Kendinize büyük, gözünüzde büyüyecek hedefler değil de; daha küçük hedefler koymanızı öneririm. Siz başlayınca ve önden gidince istek de, heves de, güç de arkadan gelecektir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s